Kafe Pi,Başiktaş’ta Barbaros yokuşundan çıkarken sol tarafta kalan ve oraya girince sebepsiz mutlu olduğum yerdir. Sloganları olan “Hayatı Pi’ye alın”ı ilk okuduğumda “aferim size” diye onayı vermiştim
Mekanın içinden çok dışı güzel. Etrafını küçük çam ağaçlarıyla döşemişler ve gerçekten çok hoş olmuş. Ayrıca güzel müzikler de çalınıyor. Daha başka birşeye gerek yok zaten.
Çalışanlarının çoğunun üniversite genci olması ve öğrencilere yönelik indirimler sağlanması mekana kanımın ısınmasındaki başlıca sebeplerdendir.
Birde benim bildiğim bir Kafe Pi daha var Taksim’de. İstiklal’deki Mc Donalds’tan sola girdikten sonraki ilk çıkmaz sokağın sonunda. Oraya halen gidemedim. Birgün yolum düşerse orası hakkında da birşeyler yazarım .
Çevresine ve komşularına karşı saygısı sıfır olan bir mekan, filtre takmadığı mutfak bacası yüzünden gece geç saatlere kadar iğrenç yemek (özelikle kızartma ve ızgara) kokularına boğuluyoruz, yakında ülser veya reflü olmazsak iyidir. Bu yaz günlerinde pencere bile açamıyoruz. Belki farkında değildirler diye uyarıda da bulunduk ama ‘ay biz de çok şikayetçiyiz’ gibi zeka harikası bir cevap aldık. Belediyeye ve muhtara yaptığımız şikayetten de henüz sonuç alamadık ama mücadele için mekana karşı basın, belediyeye karşı da hem basın hem de hukuk yollarını denemeye devam edeceğiz. Bu satırları okuyan duyarlı bir müşterisi varsa keyfinin neye mal olduğunu bir daha düşünsün derim.
TAKSİM CAFE Pİ’DE EŞİ GÖRÜLMEMİŞ YOBAZLIK!
Dün gece 1 bayan, 3 erkek; yani 4 arkadaş, biraz sohbet etmek ve
bir şeyler içmek için Taksim Cafe Pi’ye gittik. Bize gösterilen 4 kişilik
masaya oturduktan sonra, içeceklerimizi söyleyip, efendi efendi
sohbet etmeye başladık.
Menüyle birlikte gelen tabakta, defalarca kullanılmış bir yağda kızartıldığı
her halinden belli olan elma dilim patatesi gördükten sonra, garsona:
“Ne tip yağ kullanıyorsunuz?” diye bir soru yönelttik. Garson bayan içeri gidip gelerek; “Yudum kullanıyormuşuz!” dedi. Ne kadar doğru, ne kadar yalan söyledi, Allah bilir ama kendisine teşekkür ettikten sonra, arkamızda oturan iki bayan bize dönerek; “Boşsa, sandalyenizi alabilir miyiz?” diye bir soru sordu.
Biz de, kibarca onaylayarak, aramızdan ayrılan arkadaşımızın sandalyesini kendilerine verdik. Ne olduysa, işte bundan sonra oldu!..
İçeriden gelen, ağzı içki kokan ve dünyada Cafe Pi’nin dışında tutunacak
bir başka dalının olmadığı her halinden belli olan dövmeli, savsak
bir görevli yanımıza gelerek; “Buradan derhal ayrılın!” dedi. Önce çok şaşırdık. Sonra da kibarca sebebini sorduk: “Arkanızdaki bayanları rahatsız ettiniz!”
deyince de, ikinci kere şaşırarak, derhal müdürünü çağırmasını istedik.
Bu defa, içeriden genç ve sanırız yine genç olduğu için, ‘hayattan görgü ve
nizam almadığı izlenimi yaratan’, Cafe Pi’nin bugüne değin taşıdığı imajı ve
o iyi niyetli empatiyi yerlere seren bir tavırla kollarını kavuşturarak yanımıza
oturan bir başka yol yordam bilmez adamla kala daha kaldık! Müdürünüz diye
mekana koyduğunuz bu arkadaş da; “Sizi gözledim. Buradan gitmenizi
ben istedim!” dedi. Tekrar; “Neden?” diye sorduğumuzdaysa; “Bayanları
rahatsız ettiniz. Yanınızdaki koltuğa omzunuzu koydunuz!” dedi.
Biz de, bu defa bayanlara kibarca seslenerek; “Hanımefendi, affedersiniz bizden
rahatsız oldunuz mu?” diye bir soru yönelttik. Peki, onlar ne dedi beğenirsiniz?
“HAYIR!” dediler!
Şimdi, aşağıda yazılanlar kulağınıza küpe olsun:
Arkadaşlar, sizin bu yaptığınıza lafın özü YOBAZLIK denir.
Bunun tek tabiri budur! YOBAZLIK!.. SAFİ YOBAZLIK!..
Mekan ve mekan sahipleri tarafından horlanan müşterilerin hikayelerini;
bugüne değin, ya televizyonda Uğur Dündar’ın ibreti alem olsun diye
girip çıktığı ‘KOKUŞMUŞ’ LALELİ PAVYONLARI’nda,
ya da ANTALYA’DAKİ ‘UCUZ’ TURİST BARLARI’nda görebilirdik.
Bu hissi, bu YOBAZLIĞI, bu UCUZLUĞU, bu KOKUŞMUŞLUĞU; basit Türk filmlerinde gördüğümüzde, bunun bir film kurgusu olduğunu ön görerek, kabullenebilirdik. Ama burada mesele, bunu da aşmış durumda…
Siz, işin başında; ‘biz İstanbul’da bu işi farklı yapacağız’la kendinizi motive etmiş;
işe şevkle başlamış olabilirsiniz. Ama! bu gidişle, köylü kurnazlığı ya da
‘para görmüş olmanın olanca görgüsüzlüğü’ ve hırsıyla rotasından çıkmış,
kokuşmuş bir göçmen gemisinden, laleli pavyonundan ileriye asla gidemezsiniz!..
Başarı güzeldir. Ama aynı zamanda çok da tehlikelidir!
‘kısa vadeli’ başarılarla, kendini olimpiyat sahasında bayrak kucaklar
sanan kurumlar, yok olmaya mahkumdurlar!.. Göreceksiniz, zaman bizi haklı çıkaracak ve kurum olarak, mekan olarak; KOKUŞMUŞLUK KULVARI’ndaki
yeriniz sağlamlaştıkça, müşterileriniz de her geçen gün azalarak,
elinizden su gibi akıp, bizler gibi kaçacak.
Saygılar,
(Hak eder misiniz bilmem?)
bizim de başımıza benzer bir olay gelmişti.3 arkadaş gitmiştik akşamdı ve çok kalabalıktı haliyle hafta sonu. 2 arkadaşım sigara almak için dışarı çıkmıştı ve ben de tek başıma oturuyordum.baktım çakmağı da alıp gitmiş benim zeki arkadaşlarım. ben de yan masada oturan bizim gibi öğrenci olan iki arkadaştan ateş istedim ve onlar da gayet nazik bir şekilde bana ateş verdiler başka da bir şey olmadı. sonra garson kız bana çakmak getirdi ben şaşırdım tabi nerden bildiniz dercesine baktım kıza ve o da yan taraftaki katı kontrol eden daha kıdemli bi havası olan garson arkadaşını gösterdi ve gülümseyip başıyla selam verdi. ben de teşekkür etmek için aynı selamı verdim.ardından arkadaşlarım geldi ve bizim masaya geçerken yanlışlıkla ateş aldığım masadaki çocuklardan birine çarptılar ve bir sohbet ortamı oluştu. Bana çakmak yollayan arkadaş bi dakika gelir misiniz diye beni çağırdı ve çok şaşırarak yanına gittim evet diye.bi sorun var mı dedi.hayır dedim.emin misiniz dedi evet tabi ki de yok dedim.ardından paketlenip yollandı çocuklar.şaşırdık kaldık. bazen belki tatsızlık oluyudur ve bu tedbirler ondan olabilir ama oraya takılan çoğu kişi zaten öğrenci.bu kadar sert tavırlara gerek olmadığını düşünüyorum açıkçası.bi de sahibi de yıldız mezunu genç bi abimiz. Yazık yani hoş değil bence.
Cafepi, ‘özellikle erkek müşterilere’ kendince Antalya, Bodrum barı muamelesi çekerek popülaritesini gün be gün düşürüyor. Mekandan bir Allah’ın kuluna da öyle telefonla, email’le ulaşamıyorsunuz. Burunlarından kıl aldırmıyorlar. Sahibi Yıldız Teknik mezunu bir arkadaş, doğrudur ama bayanlarla arasında olan iletişim bozukluğunu ve ‘iç hesabını’ çalışanlarına da yansıtmış durumda! Yani, Taksim’de iş yapmaması gereken, öğrenci hayatıyla, gençlikle uzaktan yakından bir ilintisi olmayan bu paragözlerin mekan işletebilmesi kadar saçma ve adaletsiz bir durum daha olamaz Beyoğlu’nda! Ayıptır ayıp…