İspanya Tatilimiz

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (4 votes, average: 5.00 out of 5)
Loading ... Loading ...
Gönderen: petekercan on Pazar, Eylül 26, 2010, 1:30

ispanya 300x240 İspanya TatilimizÇocukluğumdan beri İspanya’yı görmeyi istemişimdir. Bu dileğim 2007 yılında gerçekleşti. O sıralar kız kardeşim öğrenci değişimi ile gittiği İspanya’da Valencia Teknoloji Üniversitesi’nde Tekstil Mühendisliği okuyordu. Biz de onun İspanyolcasına güvenerek aldık uçak biletlerini, yaptık kiralık araba rezervasyonlarını ve ver elini Espana..

Tatilimiz tam 16 gün sürdü, sadece kiralık arabayla seyahat ettik, arabayı eşim kullandı ve arabada 5 kişiydik; ben, eşim, kardeşim ve kardeşimin 2 arkadaşı. Bu 17 günde sırasıyla Valencia, Sevilla, Toledo,Madrid, Zaragoza, Barcelona ve Andorra’yı gezdik. İlke olarak paramızı otellere değil de gezmeye ve görmeye harcamaya karar verdik. Tamamen kör bir biçimde, elimizde sadece büyük bir İspanya haritası ve bir kaç tane de yerel harita ile gezdik.
Türkiye’den Valencia’ya uçtuk ve havaalanında kız kardeşim karşıladı bizi. Budget Rent a Car ofisine giderek rezerve ettiğimiz aracımızı aldık. O gece çok yorgun olduğumuz için kardeşimin yurduna gittik ve ayırttığımız odalarımıza yerleştik. Valencia günlerimiz için kardeşim yurt müdürüyle görüşüp belli bir ücret karşılığında oda ayarlamıştı bize :) Ertesi sabah başladık dolaşmaya. Valencia tarihi açıdan zengin bir şehir; müzeler, sanat galerileri, tarihi binalar, özellikle “eski şehir”! Eski şehirdeki Plaza de la Virgen’den yürüyüşümüze başladık. La Virgen de los Desamparados Bazilikası , Palau de la Generalitat, Lonja de la Seda , süper etkileyici Belediye Binası Ayuntamiento, demir, cam ve seramik karolarla süslü muhteşem güzellikteki ana pazar alanı Mercato Central ve Valencia Katedrali. Ertesi sabah Lladro Kültur Merkezi ve Müzesi’ni görmek için Valencia yakınlarındaki Tavernes Blanques kasabasına gittik. Burada Lladro kardeşlerin üretime başladığı porselenlerin oluşumunu adım adım takip ederek hayranlıkla izleyebilir ve evinize hatıra porselenler alabilirsiniz. Kasabadan ayrıldıktan sonra tekrar Valencia’ya geri döndük bir öğle yemeği yedik ve gezmeye devam ettik. Şimdi sırada şehrin bir başka ve çok farklı noktası olan Ciudad de las Artes y las Ciencias (Bilim ve Sanat Bölgesi) var. Fütüristik bir mimari ile inşa edilen bu kompleks dört ana bölümden oluşuyor: İnsan gözü formundaki nefes kesici binanın içinde dev ekranda üç audio-visüel prezantasyon izleyebileceğiniz L’Hemisferic; tiyatro, dans ve opera izlenebilen Palacio de las Artes Reina Sofia; « dokunmak yasak değil » prensibiyle olusturulmuş yepyeni konsept bilim ve teknoloji müzesi Museo de la Ciencias Principe Felipe ve 500 farklı cinsten 45,000 adet deniz ve okyanus canlısını barındıran, 42 milyon litre sudan oluşan 9 farklı tematik tank içeren Oceanografico.
Ardından bir Paella yiyelim diye düşündük.Bu yemek en temel ve en ucuz malzemelerden yapılır: pirinç, balık/et/tavuk ve sebze. Gecenin ilerleyen saatlerini ise tipik bir “Tapas Bar”a ayırdık.
Ertesi gün Sevilla’ya ulaştık. Sevilla, Andalucia özerk bölgesinde bulunur ve Endülüs devletinin en önemli şehirlerinden biridir. Kolomb’un, Don Juan’ın, Sevil Berberi’nin ve Carmen’in şehri Sevilla’nın kalbi, 500 küsur yıl önceki Engizisyon’a dek Yahudi mahallesi olan Santa Cruz’ dur. Sevilla Ulu cami’nin minaresi ve bahçesi kalmış ana camii yıkılıp yerine görkemli bir katedral yapılmış. Katedralin içersinde dört kişinin taşıdığı bir Cristof Colomb tabutu var, burası mezarıymış. İspanya Meydanı, Çingene kızı Carmen’in çalıştığı bir fabrika olan üniversite binası, Bahçeleri ve havuzları ile ünlü Maria Luisa Parkı, Sevilla Stadı ve Arena görülecek yerler arasında.

İspanya gezimizin 5. Gününde Cordoba’dayız. Endülüs Bölgesinin en güzel Şehirlerinden birisi olan Cordoba (Kurtuba) Granada’dan daha gelişmiş, geniş bulvarları ile daha büyük ve modern. Tarihte ise Granada’dan evvel Endülüs başşehri. Cordoba 300 yıl boyunca Emevilerin başkenti olmuştur. Musevı Mahallesini, Plaza Mayor’u ve çiçeklerle süslü temiz sokaklarını ve Endülüs Emevileri’nden geriye kalan en önemli yapılardan bir tanesi,850 sütunlu, dünyanın üçüncü büyük Camiisi Cordoba Camiini geziyoruz. Kurtuba Ulu câmii, Endülüs Devleti’nin başşehrinde olması sebebiyle devletin de merkez camisiymiş. Alcazar (Kale-saray), Elhambra ile kıyaslanamaz ve kale,tepe üzerinde değil,hemen ovada nehir kıyısında. Kristof Colomb burada Amerika’da bulduklarını kraliçeye sunmuş. Bu konuda saray bahçesinde bir heykel de mevcut.
Ertesi gün Granada’dayız. Arapça adı Gırnata olan bu şehir, Endülüsün en önemli şehriymiş. Madrid’e 425 km uzaklıktaki Granada’nın en önemli yeri olan Elhamra Sarayı, Sierra Nevada dağlarına sırtını dayamış. Yapımına 1350 yıllarında başlanmış. Dünyanın dört bir yanından getirilen çiçeklerle süslü ve binbir çeşit meyve ağaçlarıyla dolu muazzam bir bahçe, içinde nilüferlerin ve çeşit çeşit balıkların yüzdüğü yüzlerce süs havuzu, her adımda başka bir çeşme, her duvarda ayrı bir işleme, her pencerede ayrı bir manzara, her adımda başka bir güzellik… Şüphesiz “Alhambra” dünyanın en romantik ve en büyülü yerlerinden biri. Özellikle “Cennet-ül Arif”(sarayın yanındaki bahçe) ile Elhamra Sarayı, dünya kültürünün ender eserlerinden birisidir. Sarayın her tarafı mermer ve alçıdan soyut süslemelerle kaplıdır. Duvarlardaki “La galibe illallah - Allah’dan başka galip yoktur.” yazısı o kadar güzel ki, bugün dahi evlerin dış cephelerinde süsleme amaçlı kullanılıyor.7. günümüzde sabah erkenden Endülüs bölgesini arkamızda bırakarak, güzeller güzeli Madrid’e doğru yola çıkıyoruz. Madrid’e oldukça yakın bir bölgede kurulu Warner Bros. Theme Park’a uğramak için duruyoruz. Aslında uğramak için dedim ama biz öğleden itibaren tüm günümüzü burada harcadık. Bu eğlence parkı Amerika’da ki Walt Disney eğlence parkının bir benzeri ve bence kesinlikle uğranması gereken bir yer. Madrid’e vardığımızda saat gece yarısını gösteriyordu. Merkezde şöyle bir turlayıp kendimize bir ev-otel bulduk. Yaşlı bir bayan tam merkezdeki büyük apartman dairesinin odalarını kiralıyor turistlere. Bir gecesi 14 euro civarıydı, arabamızı bıraktığımız kapalı otoparkın geceliği ise 35 euro. Yani anlayacağınız gezimiz boyunca arabamız bizden daha pahalı yerlerde yattı! Ertesi gün Madrid’de yürümeye başladık.
Madrid İspanya’nın başkenti, ancak yeni çağlarda başkent olduğu için yeni bir şehir. İlk olarak Saray’ı geziyoruz. Sarayın avlusunun tam karşısında büyük bir Katedral yer alıyor. Sarayın diğer yanında havuzlu bir park, sarayı büyük Kraliyet tiyatro ve opera binalarından ayırıyor. Parkın içerisinde kralların heykelleri yer alıyor. Puerto del Sol meydancığı günün her saatinde hareketli, kenarda bir sokağın girişinde de ağaca uzanmış bir ayı heykeli var, Madrid’in simgesi. Bu ayı heykeliyle resim çektirip gülüşmeyi de ihmal etmiyoruz tabiki. Meydana yakın diğer bir meydan da Plaza Mayor, dört tarafı bina şeklinde sarılı, kapılarla girilen bir meydan. Şehrin belediye başkan binası da burada. Bahar ve yaz aylarında açıktaki kafelere oturup, ortada müzik yapan gösterileri seyredebilirsiniz. Bu bölgenin dışında ikinci bir çember şehrin daha yeni kısmı. Bunlardan birisi, Plaza Mayor’dan Atocha caddesi ile gidebileceğiniz Atocha meydanı. Burada Atocha garı, ana bir gar, ancak yanındaki eski gar binası tarihi bir yapı. Bugün içinde Botanik bahçesi yer alıyor. İleride De Prado müzesi ve Thysen müzesi görülmesi gereken yerler. 9.gün Alcala ve devamında Gran Via bulvarlarından devam ediyoruz. Alcala’da bir Roma kapısı var. Madrid kalesine giriş diyebilirsiniz. Alcala’dan yürüyünce güzel bir meydana çıkıyoruz, ortada çok görkemli bir havuz var, Puerto La Cıbeles. Geride de bembeyaz çok görkemli bir yapıyı görüyoruz, saraydır derken, burasının İletişim Bakanlığı binasını olduğunu öğreniyoruz. Gran Via bulvarı Plaza Espana’ya kadar uzanan büyük bir cadde, tüm büyük mağazalar ve eğlence merkezleri burada yer alıyor. Bulvar en sonunda Plaza Espana’da sonlanıyor. Bu meydanın simgelerinden birisi İspanya Binası ve karşısındaki Madrid kulesi.Bu çemberlerden sonra şehrin yeni semtleri yer alıyor, örneğin Real Madrid’in ünlü Bernabeu stadı, Plaza Toro’daki boğa güreşi arenası, Flamenco danslarını da seyredeceğiniz gece kulüpleri. Ertesi gün Toledo! Toledo, Madrid’in 60 kilometre güneyinde, eski krallık başşehirlerinden birisi. Mutlaka görün dedikleri için programımıza aldık. Toledo bir tepenin üzerine kurulmuş surlarla çevrilmiş bir kale şehir. Şehrin merkezinde katar şeklinde minyatür trenler var, yarım saatte bir tur için kalkıyor, biz de ona bindik. Daracık sokakları, güzel kiliseleri, katedral ve sarayı ile tam bir ortaçağ veya yeni çağın başlangıcını sinema gibi gösteren bir şehir. Meydanında ki kafelerde de oturarak keyif çıkarıp o kadar uzun yürüyüşten sonra yorgunluk atabilirsiniz. Bu güzel ve fazla yorucu olmayan Toledo gezisinden sonra Madrid’e geri döndük. 11. günümüzde sabahtan yola çıktık ve Barcelona yolunda önce Zaragoza’ya uğramaya karar verdik. Zaragoza’ya varınca görmemiz gereken en önemli yerin Pilar Manastırı olduğunu öğreniyoruz. Pilar, İspanya’nın en büyük manastırıymış. Pilar Bazilikası’nı dışarıdan gördükten sonra içeriye girdik. Gotik mimariyle inşa edilen bazilikayı gezdik ve fotoğraf çektik.Tam da bir ayine denk gelmişiz ne olduğunu tam anlamasak ayini sessizce izledik. Ebro Nehri üzerindeki Taş köprüyü de gördükten sonra geceyi burada geçirmeyip Barcelona’ya yola çıkmaya karar veriyoruz.
Gece La Rambla’ya yakın bir yerde ucuz bir otel buluyoruz ve yerleşiyoruz. 12. gün bu sefer gerçekten erken kalkıp (7 civarı) kahvaltı ediyoruz ve dolaşmak için çıkıyoruz. Ünlü mimarları Antoni Gaudi’nin eserleri ( La Sagrada Familia, Casa Mila, Casa Bogllo, Casa Amatllar, Casa Lloe Morera, Park Guell ) - Montjuic Bölgesi ( Katalunya Ulusal Sanat Müzesi - MNAC, Miro Müzesi, Olimpiyat Köyü, Katalunya Arkeoloji Müzesi, Botanik Bahçesi, Askeri Müze, Caixaforum - fuar merkezi ) - Rıhtım Bölgesi ( Kolomb anıtı, Denizcilik Müzesi, Las Ramblas caddesi, Cera ( Wax ) Müzesi, Katalunya Tarihi Müzesi, Barceloneta, Akvaryum, Maremagnum, Katalunya meydanı ) - Barri Gotic Bölgesi ( Sue Katedrali ve çevresi, Frederic Mares Müzesi, Palau de la Musica Catalana Rei Sarayı, Sant Jaume Sarayı, Santa Maria del Pi Kilisesi, Calcat Müzesi, Diocesa Müzesi) - La Ribera Bölgesi ( Picasso Müzesi, tekstil Müzesi, Çikolata Müzesi, Santa Maria Del Mar Kilisesi, Ciutadella Parkı, Zooloji Müzesi, Modern Sanat Müzesi, Jeoloji Müzesi, Hayvanat bahçesi ) - Girona ( Katedral ve çarşı ) / Figueres ( Dali Müzesi ) mutlaka görülmesi gereken yerler. Yukarıdaki bu listeyi tam 3 günde gezdik!! 15 günde sırasıyla Barceloneta, Maremagnum, Katalunya Meydanı,Barri Gotic Bölgesi, Sue Katedrali ve çevresi, Sant Jaume Sarayı ve Santa Maria del Pi Kilisesi gördük. Buradan sonra Santa Maria Del Mar Kilisesi’ne uğradık. Katalan Gotik mimarisinin bir başka güzel örneği.
Ertesi gün son durak olan Andorra’ya vardık. Akdenizin yaklaşık 200 km kuzeyinde, adının haritada kapladığı yer ülke topraklarından taşan bir ülke; sadece 450 km2 lik tüy sıklet bir devlet.Bugün bölgenin en büyük duty-free alışveriş merkezi. Ana gelir kaynağı olarak turizm ve alışveriş üzerine yoğunlaşan Andora, son yıllarda off-shore bankacılık yönüne gitmeye başlamış. Kişi başına gelir Avrupa Birliği ortalamasının epey üzerinde. Andora’nın çevredeki ülkelerden farklılıkları hemen sınırda başlıyor, bir kere sınır kontrolü var; İspanya-Fransa arasında sınır kontrolleri kalkmış durumda ama Andora’nın komşuları tarafından sıkıca kontrol edilen sınırları var çünkü Andora’da gümrük ya da gelir vergisi yok. Böyle olunca herşeyin fiyatı komşularından %20-%30 daha düşük. Andora, bir nevi devasa duty-free shop, Avrupa’nın Dubai’si. Gümrükten 3-4 kilometre içeride Andora La Vella şehri başlıyor; şehir, ortasından bulanık bir nehir geçen derin bir vadiye kurulmuş. Şehirde altında mağaza olmayan apartman yok gibi. Aradığın aramadığın her şey burada; şemsiyeler, oyuncak helikopter, peynir, akvaryum balığı, ayakkabı, buzdolabı, at eti, mayo, kayak takımı, gözlük, radyo, çadır, mobilya, masaj aleti, saat,televizyon, CD, parfüm, salam, sebze, ütü, anahtarlık, torna takımı, matkap, şarap… Özellikle saatçiler, kuyumcular ağzına kadar mal dolu.. Dünyanın her yanından gelen vergisiz malları İspanyollar ve Fransızlar adeta yağmalıyor. Hemen her şeyi bulabileceğiniz bu şehirde bir tek şeyi bulmak neredeyse imkansız; park yeri. Şehir aslında altmış bin kişilik, sokakları buna göre planlanmış, alışverişçiler şehri basınca trafik tamamıyla tıkanıyor. Yola sığamayan araçlar kaldırama çekiveriyorlar. Etrafınızdaki her şey size para harcatmak üzerine. Eski şehrin kurulduğu bölgeye gidiyoruz. Dar birkaç sokak,1200′lerde kurulmuş bir kilise ve parlamento binası var. Parlamento binası küçük, ama burası için daha büyüğü lazım değil zaten. Andora la Vella’dan 15-20 dakika uzaklıkta büyük bir kayak merkezine gidiyoruz. Kayak pisti etrafına sıralanmış binalar ve mağazalar burayı da esir almış. Geceyi burada küçük bir otelde geçirdikten sonra İspanya’daki 16. Günümüzde Barcelona’ya dönerek havaalanına ulaştık, kiralık arabamızı teslim ettik. Kız kardeşim ve arkadaşlarıyla vedalaştık. Açıkcası aynı arabada 16 gün beraber gezen 5 kişi olduğumuz için ayrılmak çok zor geldi. Akşam 8 civarı uçağımıza binerek İstanbul’a ulaştık..
Bu maceradan size aktarabileceğim en önemli şey: Mutlaka aynısını yapın!!



Bu yazı 1,274 kez okundu.


1 Yorum

(Gerekli)
(Gerekli,yayınlanmayacak)