Bursada yaşıyorum ve zaman zaman şehrin kalabalığından, gürültüsünden sıkıldığım, bunaldığım anlar geliyor. İşte o zamanlardan biri ve ben atlıyorum otobüse. Sakinliğe, huzura, doğaya doğru yola çıkıyorum. Bu özelliklerini saydığım yer Bursa’nın ufak bir sahil beldesi olan Zeytinbağı (eski adıyla Trilye). Yolculuğun büyük bir kısmı deniz ve ağaç manzaralarıyla geçtiği için keyifle iniyorum otobüsten. İndiğim yerin otogar olduğuna bin şahit gerek ama yine de güzel vakit geçireceğimi düşünerek bu detaylara takılmıyorum. Ana caddesinden yürüyerek (cadde dediğime bakmayın, 3-5 araba ya vardır ya yoktur) sağlı sollu kahvelerin arasından geçiyorum. Bir yandan da fırından gelen o güzelim ekmek kokusunu içime çeke çeke sahile doğru yol alıyorum. Sahile inince dikkatimi çeken şey balık restoranlarının fazlalığı. Deniz ürünlerini tüketmeyi çok seven biri olarak seçeneğimin fazla olması da beni mutlu ediyor. Yavaş yavaş karnımın acıktığını fark ediyorum fakat önümde uzanan sahil şeridinde bir tur atmadan, Trilye’yi yeniden keşfetmeden karnımı doyurmak istemiyorum. Önce sahil yolu boyunca turluyorum. Çok uzun olmayan bu sahil şeridinde yürürken ayrı bir keyif alıyorum. Çay bahçeleri dikkatimi çekiyor. Sahil boyunca sıralanmış çok hoş ortamlar.
İçerisinde kahvesini, çayını yudumlayan; tavla, okey oynayan insanlar… Şöyle bir göz atıyorum okeye dördüncü arayan var mı diye fakat şanslı günümde olmadığımı fark ediyorum. Sahil boyunca kenarlara yığılmış kayaların üstünde bir çocuk misali zıp zıp dolaşmak ayrı bir keyif veriyor. Sahil şeridini dolaşmayı bitirdiğimde birde ara sokaklara girmek geliyor içimden. Çünkü biliyorum ki tarihi kiliseler, çok güzel mimaride inşa edilmiş eski evler beni bu ara sokaklarda bekliyor. Dolaşırken 3 adet kiliseyle karşılaşıyorum. Hatta tarihte ilk kez duvarlarına resim yapılan kilisede bunlardan biri. Fakat şu anda harap durumda olması da oldukça üzücü bir durum. Dolaşmaya devam ederken taş mektebe denk geliyorum. Oldukça güzel bir mimariye sahip bir yapı fakat şu anda boş ve restorasyon çalışmalarının yapılmasını bekliyor. Yokuşlar tırmanırken, daracıcık sokaklardan geçerken gördüğüm eski evler benim gibi eski mimariye meraklı olan birine büyük bir keyif veriyor. Daha sonra Trilye’nin bacası dediğim o betonarme apartmanın yanına geliyorum. Daha ilk yapılmaya başlandığı zamandan beri varlığından rahatsız olduğum bu bina bu güzelim beldeye hiç yakışmıyor. Onu görmezden gelerek yakınında bulunan bir çay bahçesine gidiyorum. Tepede bulunan
bu yer çamlıkahve adında ve mükemmel bir manzaraya sahip. Bu manzarayı hemen bırakıp gidemediğim için oturup bir çay söylüyorum. Havanın güzel olduğu bir gün gelmekle ne kadar isabetli bir karar verdiğimi düşünürken çayım geliyor. Manzaranın keyfini çıkartarak çayımı yudumluyorum. Karnımın gurultularının arttığını fark edince de artık sahile dönme vaktinin geldiğini anlıyorum. Sahile döndüğümde karşılaştığım birçok balık restoranından acaba hangisini seçeyim diye düşünürken sıcak, samimi bir yüz beni Şekerev Balık Restoranı’nda karşılıyor. Orda yediğim balığın, kalamarın, karidesin lezzeti anlatılacak gibi değil. Şekerev Balık Restoranı’nın sahiplerinin müşteriye olan sıcak yaklaşımıda sundukları lezzetlere ayrı bir tat katıyor. Böyle keyifli bir gün sonunda da istemeyerekte olsa büyük şehre geri dönüş yolculuğu kaçınılmaz oluyor… İster İstanbulda yaşayın, ister İzmirde, ister Ankarada veya başka bir şehirde. Bursa’nın Zeytinbağı (Trilye) beldesi mutlaka görmeniz gereken bir yer.

Nasıl Gidilir?
Bursa içinden; Bursaray(metro) ile organize sanayi bölgesi istasyonunda indiğinizde Zeytinbağı otobüsleri sizi orada bekliyor olacak.
İstanbuldan; Yenikapı-Mudanya seferi yapan feribotlarla Mudanyaya indiğinizde oradaki otobüsler(minibüsler) sizi Trilye’ye götürecektir.